Bu Sitenin Vardığı Sonuç

Ocak 16, 2007

Aile tarihi isimli bu blog’u açalı dört ay oldu. Öncelikli amacım araştırmacılar ve meraklılar için kaynakların durumuna yönelik ilk elden bilgiler vermekti. İkinci iş olarak bazı önemli kurumların arşivleri hakkında bizzat o kurumlara giderek bilgi aktaracaktım. Bu ikinci aşamaya geçemeden hiç beklemediğim bir şey oldu ve siteye daha doğrusu bu blog’a olan ilgi olağandışı bir biçimde gelişti. Son bir aydır her gün yaklaşık 500 ziyaretçi (tam sayı 478-539 arası) blogu okuyor ve yorum yapıyor. Ne yazık ki yapılan yorumların çoğu “soyağacımın çıkartılıp e-posta adresime gönderilmesini rica ediyorum” içeriğinde. Bunlar dışında benim burada gerçekleştirmeye çalıştığım işe doğrudan katkısı olan, hatta onu geliştiren yorumlar da geldi. Kendi geçmişlerine yönelik iyiniyetli meraklarının dürtüsüyle bana ailedeki tüm efradın isimlerini yazıp gönderenler de oldu, cevap vermediğim, veremediğim için azarlayanlar ve hatta “dolandırıldık”larını iddia edenler de. Siteyi bir süre sonra yorumlara kapadım, daha doğrusu yorumlar ben onay verdikten sonra yayınlanabilir oldular. Pek demokrat bulmadığım bu tavır, siteyi düzenli takip edenlerde ancak bir karmaşa yaratabilecek çoklukta ve içerikte yorumu engellemiş oldu.

Blogu oluşturduktan sonra fark ettim ki konu için çok önemli üç anahtar ifadenin birleştiği bir iş yapmışım: “Soyağacı”, “aile tarihi”, “nüfus kayıtları”. Bu üç ifadeyi arama motoru tabir edilen sitelerde arayanlar doğrudan bloga yönlenmiş oldular. Ancak korkarım ki, önemli bir çoğunluk umduğunu burada bulamadı. Ben kaynaklar konusundaki sıkıntıdan sık sık bahsetsem de, çoğu kişi hemen sonuç almaya yönelik beklentiler içinde hareket etti ve ben de istemeden çoğunu hayal kırıklığına uğratmış oldum. Bu sebeple itiraf ediyorum ki biraz da ne olacağını, nasıl olacağını görmek için oluşturduğum bu blog‘u artık kapatıyorum. Şimdiye dek yazdıklarım kalacak, ancak yeni bir bilgi eklemeyeceğim. Niyetim değişmedi, lisans eğitiminde tarih okumuş biri olarak hala, Türkiye’de yaşayanlar ya da yolu bir biçimde Türkiye’den geçmiş kişilerin için aidiyet kavramının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun için ailelerimizin geçmişini, nereden geldiğimizi, kim olduğumuzu merak ediyoruz. Örneğin “göçmen” olmak kimliği bazen bizleri ikna etmedği için daha fazlasını öğrenmek istiyoruz. Niyetim değişmediği için buradaki bilgileri ve umuyorum ki daha fazlasını yakında www.ailetarihi.org sitesine taşıyacağım. Site henüz açılmadı, ama anlaşılan o ki bu site, çok daha kurumsal bir dil ve biraz daha az beklenti yaratacak bir yaklaşımla, Türkiye’deki aile tarihi araştırmalarıyla ilgili en gerçek tabloyu aktaran bir içerikte olmalı. Birtakım köklü kurumların arşivleriyle ilgili bilgileri de siteye eklemek istiyorum.

2006′nın Haziran ayında, fikirlerine ve hayat görüşlerine çok güvendiğim üç arkadaşımla paylaştığım, tartıştığımız sürece gelişen ve onların da katkılarıyla ortaya çıkan bu blog‘a yazdığım son yazı budur.

Bahsettiğim yüzlerce yorumun, cevap veremediğim sahiplerinden özür dilerim.

Müsemma Sabancıoğlu

MERNİS Projesi hakkında son gelişmeler

Aralık 11, 2006

MERNİS ile ilgili daha önce bir kaç defa bilgi vermiştim. Son iki gündür projeyle ilgili haberler yayınlanıyor:

http://www.sabah.com.tr/gnd97.html#

http://www.ntvmsnbc.com/news/393643.asp

Aile tarihi araştırmasında nüfus kayıtları önemli. Türkiye’de bu kayıtların ne kadar eski tarihli olabileceklerine dair bir fikrimiz var. Anlaşılan kayıtların doğruluğunu ancak nüfus dairelerine giderek sağlayabiliriz. Meryem Hanım’ın Fatih Bey’in yazısına yazdığı yorumda nüfus kaydında kendisinden iki adet bulmuş olması belki de bahsedilen hatalar yüzünden. Proje 122 milyon kişiyi kayıt altına almaya yönelikti, bu rakamın tam olarak ne kadarının hayatta olmayanları kapsadığını bilmiyorum. Bu kişiler kendi TC kimlik numaraları ile ilgili itiraz da edemeyecekleri için eski kayıtlar bana kalırsa daha şüphe götürür bir durumda. En iyisi nüfus dairesinin yolunu tutmak. Diğer yandan İçişleri Bakanlığı nezdinde haberin “bir hayal ürünü” olarak tanımlandığını yine de hatırlatayım, yani mesele tartışmalı.

Müsemma Sabancıoğlu

Nüfus Müdürlüğü’nden gelen bilgi

Aralık 5, 2006

Bir süre önce Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü’nden arşivlerin durumuyla ilgili bilgi istediğimi, ancak yarı bürokratik, yarı teknik bir engele takıldığımı yazmıştım. Nihayet o bilgi geldi. Fatih Erdem’in internetten üzerinden ulaştığı nüfus kayıtları, tam olarak 1904-05 nüfus sayımına göre düzenlenmiş. Müdürlüğün bana gönderdiği mektupta şöyle yazıyor:

“Genel Müdürlüğümüz arşivinde bulunan eski nüfus aile kütükleri 1904-1905 (1320-321) yıllarında yapılan yersel yazım suretiyle tesis edilen nüfus aile kütükleri olup, … kişiler dışında kalan üçüncü şahıslar medeni hal bilgisi dışında bir kişinin nüfus kaydına ilişkin örnek veya bilgi alamazlar” hükmüne göre bilgi verilmesi mümkün değildir.”

Üç nokta koyarak alıntılamadığımı belirttiğim cümlede 5490 sayılı Nüfus kanununun ilgili bendine gönderme yapılıyor.

1904-05 nüfus sayımuyla ilgili Kemal Karpat’ın Osmanlı Nüfusu (1830-1914)* isimli kitabında şu bilgi veriliyor (hemen söylemek gerek, Karpat’ın kitabında bu sayımın tarihi 1905-06 olarak verilmiş):

“Osmanlı nüfusunun son kez sayıldığı 1905-06 sayımı, hem teknik hem de siyasal nedenlerle yapılmıştı. İmza ve tarihin atılmadığı uzunca bir bildiriye (muhtemelen 1903 yılında kaleme alınmıştı) bakılırsa, Osmanlı yetkilileri önceki sayımın sonuçlarından hoşnut değillerdi. Irak ve Arap Yarımadası gibi bazı bölgelerin noksan sayıldığını özellikle dile getiriyorlardı… Babıâli geçmişteki gibi bir kaç yıl sürmemesi için sayımı üç ayda bitirme kararı aldı. Kaydedilen her kişiye, 1840′lı yıllarda basılan mürur tezkeresinin [ülke içinde seyahat etmeye olanak veren bir geçiş belgesi] ya da seyahat belgesinin aynısı olmasa da bir benzeri olan tezakir-i osmaniyye, yani bir kimlik kartı verilecekti. Sayımın maliyetinin 4.565.700 kuruş olması bekleniyordu. Her kimlik kartı karşılığında kesilecek bir ücretle bu toplam rakam tazmin edilecekti…”

Bu sayımın resmî rakamları kısmen kitabın tablolar kısmında verilmiş. Bizim için önemli olan bu sayımın yapıldığı tarihin, nüfus kayıtlarına olan etkisi. 1904-06 arasında yaşayan birisinin 90′lı yaşlarını sürdüğünü iyiniyetle tahmin etsek, doğum tarihi, 1810′lu yıllara gelir. Yani bu sayımda henüz hayatta olan ve “sayılan” bir kişi, bugün bizim nüfusumuzda kayıtlı olabilecek en eski doğum tarihine sahiptir. Bunun da iyiniyetli bir tahmin olduğunu tekrar söyleyeyim. Sanırım, şu anda Türkiye’de yaşayanların kendi nüfus kayıtlarından, ailelerindeki en eski  kayda ulaştıklarında 1850′lere kadar geri gidebileceklerini söylemek yanlış olmaz. Bundan daha eskisini bilemiyoruz. Belki tapu kayıtlarından. Bir toprak parçası aynı aile üzerine kayıtlı olduğu sürece, ailenin geçmişini buradan sürmek de olanaklı. Toprağın ya da mülkün el değiştirmesi bunu da olanaksız kılıyor. Bildiğim kadarıyla tapu kayıtları Osmanlı’nın en erken dönemlerinden itibaren özenle tutlmuş kayıtlar. Gereken bilgiyi en kısa zamanda aktaracağım.

Müsemma Sabancıoğlu

*Osmanlı Nüfusu (1830-1914) Demografik ve Sosyal Özellikleri, Kemal H. Karpat, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2003, s.75.

Nüfus kayıtlarına ulaşmanın bir yolu

Kasım 30, 2006

Daha önce Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nde istediğim bilgiden ve MERNİS projesinden bahsetmiştim. MERNİS, şu anda Türkiye’de yaşayan herkesin sahip olduğu TC Kimlik numarasının verilmesine olanak sağlayan, kapsamlı bir proje. Genel müdürlüğün web sayfasında projenin amacı şöyle açıklanıyor:

“Mernis Projesi tüm Ahvali Şahsiye bilgilerini elektronik ortama aktaran ve Ahval-i Şahsiye bilgilerinde meydana gelen her tür değişikliğin ülkenin her tarafına dağılmış 923 merkezden anlık güncellenmesini ve bir ağ üzerinden güvenle paylaşımını sağlayan bir projedir”

MERNİS kapsamında sadece yaşayanlara değil, artık hayatta olmayan kişilere de bir vatandaşlık numarası verilmiş durumda. Bu sayede aile tarihi araştırmalarında mutlaka yapmak gereken ve çoğunlukla “üşenilen” bir işten, nüfus müdürlüğüne gidip kayıtlara bakma işinden kurtulmuş oluyoruz, zira bunu şimdi internetten yapmak da mümkün. Bu bilgiyi ben de yeni, aile tarihi sitesini takip eden bir okuyucudan öğrendim.

Fatih Erdem, kendi ailesinin tarihiyle “soyağacımı çıkarmak istiyorum, bana yardım edin”den çok öte bir merakla ilgilenmiş. Internet üzerinden nüfus kütüklerine ulaşmanın bir yolunu geçen hafta bana gönderdiği e-posta’dan alıntılıyorum. Bu alıntıda yazarın kişisel bilgilerini çıkardım ve iki yerde parantez içindeki bana ait açıklamaları italik yazı ile gösterdim:

“… babamla eskileri konuşurken başlamaya karar verdim. Hareket noktam ise kendi nüfus kayıtlarım oldu. Ben … bilgileriyle kütüğe kayıtlıyım, vatandaşlık numaram: … Buradan hareketle nüfus kütüğümüzde benden önce kayıtlı 91 kişi daha var diye düşündüm (Fatih Bey nüfusuna 92 sıra numarası ile kayıtlı). İşe bilgisayarımda bir excel dosyası açmakla başladım. 92. sıraya kendimi koydum, ve http://tckimlik.nvi.gov.tr/Web/QueryIdentityNumber.aspx sayfasına girdim. Babamın nüfus bilgilerini denemeye başladım ve babamı buldum, sıra numarası 43’tü. Heyecanlandım, doğru yoldaydım. Sonra amcalarım, eşleri, çocukları derken bayağı bir kayda ulaştım. Bir anlamda nüfus defterimiz önümdeydi sanki. Liste şekillenmeye başladı. Bulduklarımın baba isimlerinden hareketle birey sıra no:1’de kayıtlı 1867 doğumlu en büyük dedeme ulaştım. Ulaştığım sonuçlardan gayet memnundum; fakat o da ne? Listede eksiklikler vardı! Bir an için tıkandım, bitmiş miydi? Hemen babama gittim, durumu anlattım. Babam hatırlayabildiği isimleri saydı, o da heyecanlandı. Ondan aldığım isimlerle birkaç kişi daha buldum, ama yine eksikti. Sonra aklıma bir fikir geldi tahmini isimler sorgulayacaktım DİE’den (Devlet İstatistik Enstitüsü) o dönemden bugüne en çok kullanılan erkek ve kadın isimlerine de baktım ve denemeye başladım: Hasan, Hüseyin, Mahmut, Mustafa, Ayşe, Fatma, Hatice gibi. Ve yine doğru tahmin etmiştim, ilerliyordum, liste tamamlanacaktı. Öyle ki artık sadece 5-8-11-12 gibi ilk sıradaki kişiler kalmıştı… Kimdi bu büyüklerim? Yine tıkandım. Tahmini isimlerde bir yere kadardı, beynim karışıyordu, isim hatırlayamaz hale geldim.. Kalkıp iş güç arasında gidip, nüfus defterine bakamazdım şu an için. Biraz ara verdim ama sürekli düşünüyordum. Ya diğer büyüklerime gidecektim nüfusu arayıp rica edecektim, ya da “şu sırada kim?” var diye. Ve sonra ilginç bir şey oldu, bir şey keşfettim: Listedeki şahısların vatandaşlık numaraları arasında sayısal bir düzen vardı. Sıralı iki kişi arasında 2.999.826-2.999.946 sayıları arasında bir fark vardı, yani daha detaylı söylersem aradığınızı bulabilmek için, aradığınız kişi elinizde bulunan kişinin üstünde olması gerekiyorsa vatandaşlık numarasına (2.999.946), (2.999.936), (2.999.926), (2.999.904), (2.999,846), (2.999.836), (2.999.926) (toplam 7 seçenek) sayılarını eklemeniz gerekiyor. Çıkan sonuçları sorgulayın, mutlaka birisine ulaşacaksınız. Ama çok nadir de olsa çıkmazsa iki sayı aralığını tek tek sorgulayabilirsiniz. Aradığınız elinizde bulunan kişinin altında olacaksa çıkarma işlemi yapmalısınız. İnanın ki şaşmıyor, belki zahmetli gibi ama sonuçlarına değiyor.

Artı olarak eski tarihlerde evlenen kızlar vatandaşlık numarasına göre bizim kütükte çıkmazken; benim iki evli kız kardeşim şimdiki soy isimleri ile bizim sayısal vatandaşlık numarası sırasında çıkıyor… Az çok anladığım yeni evlenen kızların vatandaşlık numaraları kendi ailesinin serisine göre veriliyor…”

Fatih Bey’in anlattığı yöntemle ben de kendi nüfus kayıtlarıma kısa sürede ulaştım, nüfus kayıt numarası 1 olan kişiden itibaren herkesi çıkardım. Sanırım bunu herkes, hemen yapabilir. Fatih Bey’e bildiklerini paylaştığı ve burada yayınlamama izin verdiği için tekrar teşekkür ederim.

Müsemma Sabancıoğlu

Devlet Arşivleri

Kasım 14, 2006

Devlete bağlı, biri İstanbul, diğeri Ankara’da olmak üzere iki arşiv var. İstanbul, Sultanahmet’teki Osmanlı Arşivi, Ankara Yenimahalle’deki Cumhuriyet Dönemi Arşivi. Her ikisi de, meramını söyleyene, arşivi kullanabilmek için gerekli başvuruyu yapana açık. Bu arşivlerin kapsamını anlatmaya çalışmak epeyce güç, çok kapsamlı olduklarını söylemekle yetineceğim şimdilik.

Asıl “iyi haber” her iki arşivin internet ortamına aktarılıyor olması. Belgelerin esas metinleri değil, ancak tasniflerde yer alan kısa açıklamalarıyla bir süredir www.devletarsivleri.gov.tr adresinde açıklandığını biliyoruz. Burada bir kaç türlü arama yapabiliyoruz: Fon, konu ve index adına göre. Benim tespit edebildiğim kadarıyla en kapsamlı sonuç fon adına göre olandan çıkıyor. Buraya yazacağınız herhangi bir kelimeyi kapsayan belgelerin hepsini görebiliyorsunuz. Dikkat etmek gereken bir kaç nokta var: Arayacağınız kelime diyelim ki bir şahıs adı, üstelik de yabancı uyruklu, adını mutlaka değişik ihtimalleri göz önünde bulundurarak yazmalısınız. Örneğin Egli soyadlı biri belgelerde, Egili, Eğli, Eyli, Egly vs olarak geçebilir. İçerik bilgisi kısaltılan belgelerin çoğunun Osmanlıca olduğu düşünülürse bu türden değişik okumalar mazur görülebilir. Arayacağınız kelimenin mümkün olduğunca kök halinde aranması da önemli.

Örneğin Silivri’yle ilgili Cumhuriyet Arşivi’nde 65 belge var. Bu belgelerden bazıları mübadillerle ilgili:

7 Temmuz 1919
Çatalca ve Silivri’de açıkta kalan müslüman muhacirlerin Yalova-Kadı Çiftliği’nde iskanları.

11 Mart 1923
Metris Çiftliği’nde muvakkaten bulunan Gevgilli muhacirlerinin Silivri’de iskan edilmelerine müsaade olunması.

16 Şubat 1935
Bulgaristan’daki 52 Türk ailesi ile mübadele edilecek olan Silivri’nin Korfalı köyündeki Bulgar ailelerinin sevklerinde kolaylık gösterilmesi.

4 Kasım 1935
Romanya’nın Sarhanlar ve Deliyusuflar köylerinden gelen göçmenlere Silivri’deki Çeltikçi Vakıf Çiftliği’nin satılması.

15 Kasım 1935
Romanya’dan gelen göçmenlerin yerleştirildiği vakıflara ait Silivri’deki çeltikçi çiftliklerinin satış bedelinin peşin olan ilk taksidinin göçmenlerin getirdiği keresteleri alan İçişleri Bakanlığı’nca ödenmesi

22 Haziran 1937
Silivri’deki vakfa ait Çeltikçi Çiftliği’ni satın alan göçmenlerin taksit borçlarının tecili.

Son üç belgede bahsedilen Çeltikçi Çiftliği mübadillerin oraya iskân edilmesinden sonra bir yerleşim haline geldi. Bugün köyün resmî adı Çeltik, ancak Silivri’ye bağlı diğer köylerde buranın adı Çiftlik olarak da biliniyor. Silivri kaymakamlığının web sayfasında ise köyle ilgili verilen bilgi şöyle:

“Köyde oturanların büyük bir kısmı, Osmanlı İmparatorluğu’nun gelişme ve yayılma döneminde, Konya ve Karaman yöresinden Balkanlara gelen ve Romanya’nın Silistre ili köylerine yerleştirilen Türk kabilesidir. Bu yere Çeltik ismi, bir zamanlar, derelerin suyu bol iken, yörenin en iyi pirinç yetiştiren alanı olduğu için verilmiştir. Köy kurulduktan sonra da bu isim köye verilmiştir…”

Kaymakamlığın web sayfasında Çeltik köyü ilköğretim okulunun 1937′de kurulduğu yazılı. Muhacirlerin yeni yerleştikleri bu köyde ilk işlerinin bir okul açılmasını sağlamak olduğu (ihtiyatla da olsa) düşünülebilir.

Devlet Arşvlerinde kısa bir arama yaparak, kendi ailenizle ilgili değilse bile, yörenizle ilgili ilk elden bilgilere hemen ulaşabilirsiniz. Bu türden bilgiler çoğu zaman iyi bir başlangıç oluyor.

Diğer yandan bu siteyi oluşturduğumdan beri aile tarihini merak edenlerden mektuplar aldığımı yazmıştım. Ne yazık ki bunların çoğu “ailemin tarihini araştırıp, e-posta adresime gönderir misiniz” içerikli mektuplar. Daha önceden de söylediğim gibi bu olası değil. Bugün Amerikan kaynaklı bir aile tarihi sitesini incelerken “profesyonel bir aile tarihçisi tutma” seçeneğinin okyuculara sunulduğunu fark ettim. Belki bu iş bizde de ileride bir meslek, iş haline gelir, ama şimdilik olası görünmüyor.

Müsemma Sabancıoğlu

Sözlü Tarih

Kasım 1, 2006

Sözlü Tarih’in ne olduğu Sabancı Üniversitesi’nin web sitesinde şöyle açıklanıyor: “Sözlü tarih, özellikle 1960′lı yıllardan itibaren tarihi yazılı belgelere ek olarak yaşayan bireylerin belleğe dayalı anlatıları aracılığıyla yazma ve sıradan insanları, gündelik yaşamı ve öznelliği tarihin araştırma alanına dahil etme dürtüsüyle şekillenen ve ses kaydetme teknolojilerinin gelişmesiyle de desteklenen disiplinlerarası bir çalışma alanı ve araştırma yöntemidir.”

Türkiye’de son on yıldır özellikle Tarih Vakfı’nın girişimleriyle sözlü tarih konusunda hem çalışmalar, hem de yayınlar yapıldı. Anıları kaydetmek elbette çok önemli; ancak sözlü tarihi bir metod olarak kullanmada tarihçilerin bir kısmı ihtiyatlı davranıyor; çünkü anılar yanıltıcı olabilir. Özellikle belli bir temada yapılan bir görüşmede görüşülen kişiye sorulan soruların cevabı her zaman doğru olmayabiliyor. Öncelikle kişisel bakış açısı, anlatılan olaya tarihçinin nesnel bakışını daha görüşme sırasında olumsuz etkileyebiliyor. Görüşmeyi yapanın ihtiyacı olan bilgileri anlatıların içinden ayıklaması gerekiyor. Bunu da her zaman en “doğru” haliyle yapma birtakım beceriler gerektiriyor. Yıllar önce Türkiye’de sigortacılığın tarihi, gelişimiyle ilgili bir görüşme yaparken ihtiyacım olan bilgileri sağlamakta olağanüstü güçlük çektiğimi hatırlıyorum. Özellikle belli bir temadaki görüşmelerde, anlatıcı zaten görüşme öncesinde aklında çizilen tabloyu anlatmaya meylediyor, bunun dışına çıkmak becerinin de ötesinde, “usta”lık gerektiriyor.

Aile tarihi söz konusu olduğundaysa iş bu anlattıklarımdan daha kolay, çok daha serbest davranmak mümkün. Ailenizdeki yaşı ilerlemiş kişilerle nereden gelindiği, akrabalık ilişkileri, evlilikler, doğumlar ve ölümlerle ilgili hemen görüşün. Tam olmasa bile tahmini tarihler öğrenmeye çalışın. Kronoloji bilgisi daha sonradan hikâyenizi tutarlı bir biçimde oluşturmakta size çok yarar sağlayacaktır. Sözlü tarihle ilgili Türkçe’de çeviri ya da telif kitaplar var, aynı zamanda Google’da arandığında da pek çok çalışma, proje ve yayın adına ulaşılabiliyor.

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nden almaya çalıştığım bilgi yarı bürokratik, yarı teknik bir engele takıldı. Aşar aşmaz, nüfus kayıtlarının araştırmacılara, meraklılara ne denli açık olduğuna dair resmî bir bilgiyi buraya aktaracağım.

Müsemma Sabancıoğlu

Yöntem hakkında

Ekim 20, 2006

Aile tarihi araştırmaları hakkında kaynakların daha önce sözünü ettiğim eksikliği nedeniyle çalışan birisi yok. Dolaylı yollardan bu konuya değinmiş kaynakların adını da en kısa zamanda buraya aktaracağım. Yalnız öncelikle hemen belirtmek istediğim bir nokta var: Kendi ailesinin tarihini merak edenlere -ki anlaşılan sayıca az değil- tek tek burada yardım etmem olası değil. Bu “blog”u açtığım günden beri her gün ziyaretçi sayısı artıyor, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden konuya meraklarını dile getirenlerin mektuplarını alıyorum.  Benim ilk aşamada yapabileceğim ancak, herkesin kendi hikâyesini araştırmasına yardımcı olabilecek ilk adımları anlatmak, olası kaynaklar hakkında bilgi vermek olabilir. Keşke büyük, düzenli arşivlerimiz olsaydı, çok daha iyisini yapabilseydik. Diğer yandan bir bilginin peşinden gitmenin, ondan başka bilgiler üretebilmenin, araştırmanın ve bulmanın -bazen de bulamamanın- iğneyle kuyu kazmaya eşdeğer bir çaba olduğunu, ancak bu çabanın insana çok değerli tecrübeler kazandırdığını da söylemeliyim. Her işte olduğu gibi bu işte de niyet önemli. Kendi ailenizin nereden geldiğini bulmaya çalışırken hiç beklemediğiniz olaylarla karşılabilirsiniz. Soyunuzun ne kadar Türk olduğunu ispat için bu işe kalkıştıysanız burada yazanlar uzun vadede olasılıkla işinize yaramayacaktır. Niyeti belli araştırmaların bilimde yeri yoktur. Hem yaşadığımız yerin Anadolu olduğunu da unutmamak lazım, binlerce yıldır her dilden, dinden, kültürden insanların yaşadığı eşi az bulunur bir toprak parçası.

Bugüne kadar siteye “yorum” yazmis kişiler için şu aşamada söyleyebileceğim tek şey var: Siteyi lütfen takip edin, burada yazılacaklar kaynaklar ve onlara ulaşmadaki güçlüklerle ilgili yol gösterici olacaktır. Araştırmaya başladıktan sonra yardıma ihtiyacınız olursa ve benim de edebileceğim bir yardım varsa mutlaka haberleşir ipin ucunu tutmaya çalışırız. Son olarak öncelikle, hemen yapmak gereken işlerden birini -yapılacak çok iş var- hemen söyleyeyim. Bunu herkes hemen yapabilir. Ailedeki yaşı ilerlemiş kişilerle hemen görüşün. Ses kaydı yapın, hatırladıklarını hemen bilgiye dönüştürün. Sözlü tarih br metod olarak bir süredir tüm dünyada yaygın kullanımda. Bu konuyla ilgili Türkçe’ye çevrilmiş kitaplar da var. Bu sebeple bundan sonra yazacağım ilk yazı sözlü tarihle ilgili olacak, zira eli çabuk tutmakta fayda var. Birisinin ölümü, tüm hatıraların da ölümü anlamına geliyor.

Müsemma Sabancıoğlu

Telif haklari

Ekim 17, 2006

Merhaba,

Aile tarihi araştırmaları sitesi son bir haftadır büyük ilgiyle izleniyor. “Blog”a yazdığım üç yazının kopyalanarak başka sitelerde yayınlanmaya başladığını fark ettim. Siteye duyulan ilgi sevindirici; ancak yazılanların kopyalanarak başka sitelerde yayınlanmamasını rica ediyorum. “Blog”da yazanları başkalarıyla paylaşmak istediğinizde lütfen link vermekle yetinin.

Teşekkür ederim

Müsemma Sabancıoğlu

Nüfus Kayıtları (devam) ve Mezarlıklar

Ekim 3, 2006

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğü’ne geçen hafta bir e-posta ile başvurdum. Bilgi Edinme Kanunu’na göre bana bir cevap vermek zorundalar. Ancak “gerçek kişiler” için düzenledikleri formu internet üzerinden göndermek mümkün değil. Formdaki bilgileri düzenleyerek gönderdiğimde bana verilen cevap, formun web sayfasındaki formatta doldurularak gönderilmesinin zorunlu olduğu doğrultusunda oldu. Bu durumda faks ile başvuru yapmam lazım; ancak şu anda bunu yapabilecek durumda değilim, Türkiye’ye dönüşte halledeceğim ilk işlerden biri olacak bu. İstediğim bilgi, Müdürlük’teki kayıtların cinsine, eskiliğine yönelikti.

Mezarlıklarla ilgili de bu türden bir bilgiye ulaşmayı denedim internet üzerinden, pek mümkün görünmüyor. Türkiye’deki Müslüman mezarlıklarının şeklen içler acısı halinin kayıtlara da yansıdığını düşünüyor insan ister istemez, özellikle eski harfli mezar taşlarına sahip olanlarının. Diğer yandan benim burada yapmaya çalıştığım işi, bundan yüz yıl sonra başka bir meraklı yapmak istese benden çok daha şanslı olacak galiba, çünkü birtakım yerel idareler web sayfalarında yöre tanıtımlarına mezarlıklarını da ekliyorlar. Bu anladığım kadarıyla birisinin hayata geçirdiği, diğerlerinin de bu örnekten yola çıkarak uyguladığı yeni bir durum. Eksikleri varsa da umut verici elbet, ama internetteki bilgilerin geleceği konusu da ayrıca tartışılabilir.

Ankara’da başlatılan MEBİS isimli bir proje var. MEBİS Mezarlık Bilgi Sistemi’nin kısaltması. Kiosklar aracılığıyla Ankara’nın çeşitli bölgelerinde vatandaş ziyaret edeceği mezarın yerini tam olarak tespit edebiliyor. Bu proje için söylendiğine göre 500.000 mezar kayıt altına alınmış. Ankara Büyükşehir Belediye’sine, projeyle ilgili bilgi isteyen bir e-mail göndermiştim, istediğim bilgini yanıtı şu oldu:

İlgili yazınız ekinde alınan Müsemme Sabuncuoğlu’nun 15.08.2006 ve 55393 numaralı başvuru formunda sorulan Mebis projesi kapsamında 1941 yılından günümüze kadar olan mezarların kime ait olduğu sorgulanabilir. 1800 yıllardaki ölüler bu proje dışındadır.

Mezarlıklar Şube Müdürlüğü…

Bu iyi bir gelişme, bu projenin sanırım en faydalı yanı bu olmuştur. En azından 1941′e kadar olan ölüm kayıtlarının saklandığını biliyoruz.

Yukarıdaki yazıyı, bana gönderilen resmî mektuptan aynen alıntıladım. (Adımın çeşitli devlet kurumlarındaki değişik yorumlarına alışığım aslında ama bu da özgün bir örnek olmuş.) MEBİS benzeri projelerin başka kentlerde (örneğin Gaziantep) uygulandığını biliyoruz. İlgili illerle de yazışarak, sonuçları buraya aktaracağım.

Müsemma Sabancıoğlu

Nüfus Kayıtları

Eylül 25, 2006

Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk nüfus sayımının 1831′de yapıldığı; bu sayımda da sadece erkeklerin sayıldığı bilinmektedir (bkz:Türkiye’de Nüfus Sayımlarının Tarihi). Bunu izleyen ve ihtiyaca göre diğer nüfus sayımları da aslında silah altına alınacak kişilerin tespitine yöneliktir. Bu kayıtlar saklı değildir. Saklı olsalar dahi soyadının kullanılmadığı bir döneme ait oldukları için, bugün bu kayıtlarda birisini tespit etmek mümkün olmayacaktı. Kendi isminin önünde babasının ismini taşıyan kişilerden doğru olanını tespit etmek özellikle göç edilen coğrafyalar için neredeyse imkânsızdır.

Türkiye’de soyadı kanunu 21 Haziran 1934′te yayınlanmıştır (bkz:Soyadı Kanunu). Bu tarihten önceki her kayıt baba ismiyle geçmektedir. Soyadınızın kelime anlamı belirgin bir hikâyeyi içeriyormuş gibi görünebilirse de, 1934′ün günlük gazetelerinde (örneğin İkdam) ikişer sayfa halinde soyadı önerilerinin vatandaşın beğenisine sunulduğunu belirtmek gerekir. Dedenizin soyadınızı buradan seçmiş olma ihtimali vardır. Diğer yandan İçişleri Bakanlığı’na bağlı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nde eski kayıtların tutulup tutulmadığına dair elimde henüz bir bilgi yok. Böyle bir bilgiye eriştiğimde burada paylaşacağım. Bağlı olduğunuz nüfus müdürlüğündeki kayıtları, ilgili müdürlüğe bir dilekçe ile başvurup görme imkânına sahipsiniz. Benim kendi nüfusumun olduğu Silivri’deki müdürlükle konuştuğumda bana verdikleri bilgi bu doğrultudaydı. Bazı müdürlüklerde kimi defterlerin Eski Türkçe olarak durduğu ve henüz yeni harflere çevrilmediği bilgisine ise ihtiyatla yaklaşıyorum. Ben şu anda Türkiye dışındayım, Türkiye’ye döndüğümde bir örnek oluşturabilme ihtimali yüzünden kendi nüfus müdürlüğüme giderek yaşayacaklarımı burada yazacağım. Bu zamana kadar birtakım genel bilgilerle idare etmek zorundayım.

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün MERNİS (Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi) projesi kapsamında 1999 itibariyle 122 milyon kayıdın sayısal ortama aktarıldığını biliyoruz. Bu kayıtların internette yayımlamasını hukukçular sakıncalı buluyor, genel müdürlüğünde böyle bir planı olduğuna dair herhangi bir iz yok. Ancak burada bizim için önemli olan ilgili kayıtların ne kadar geriye gittiğini öğrenebilmek. Çoğunuzun bildiği gibi Türkiye’de 9 Ekim 2003′te Bilgi Edinme Kanunu yürürlüğe kondu. Bu kanun çevresinde kamu kurumlarından ulaşabileceğimiz bilgileri on-line olarak isteyebiliyoruz. Aile Tarihi araştırmalarında araştırmacılara yardımcı olabilecek türden bilgilerin ne kadarına ulaşabileceğiz hep beraber göreceğiz.


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 29 takipçiye katılın