Nereden Başlamalı?

Eylül 25, 2006 yazan: Müsemma

Ne yazık ki yazılı belgelere pek itibar etmediğimizden ailenizin tarihine ilişkin hatırat, mektup, resmî ya da özel yazışmaların sonraki nesillere aktarılmış olma olasılığı bu oranda azdır. Ölen aile büyüğüyle atılan ya da (iyi ihtimalle mi demek lazım) satılan bu türden belgeler aile tarihi için önemli bir kayıp olur. Ancak ben öncelikle bu türden hiçbir belgenin olmadığı bir durumda nereden başlamalı sorusunun yanıtını vermeye çalışacağım.

Türkiye’deki Aile Tarihi Araştırmaları

Eylül 20, 2006 yazan: Müsemma

Toplumsal Tarih dergisinin editörlüğünü yaptığım dönemde Hürriyet gazetesinden Ayşen Gür ile Türkiye’de aile tarihi çalışmaları hakkında bir yazı üzerine konuştuk. Böyle bir yazı yazmanın güçlüklerini o kısa telefon konuşmasında kendisine aktarmaya çalıştıysam da, konuşmanın sonunda ikimizde de oluşan ortak kanı, bu işe kalkışanların yaşayacağı olası hezimetin de aslında haber niteliği taşıdığı doğrultusunda oldu. Sonrasında bir röportaj yaptık ve Türkiye’de soyağacı çalışmaları hakkında bir yazı yayınlandı (20 Mart 2005). Yazının yayınlanmasının ardından koşullar ne kadar çetin; bu türden araştırmalar ne denli zahmetli olursa olsun; kendi ailesinin tarihini merak eden pek çok kişiden mektup aldım. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştıysam da mektupların çoğu bütünlüklü bir hikâye oluşturmaktan uzak; birbirinden kopuk bilgilerden oluşan, umut vaat etmeyen girişimlerdi. Öncelikli sorular “kimin nereden gelmiş olabileceği” hakkındaydı. Bu sorulara yanıtlarken genel tarih bilgim ve sınırlı tecrübemle Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış sürecinde yaşanan göçlerin mekân ve zaman olarak genişliği konusunda birtakım beylik laflar etmekten öteye geçemediğimi söylemeliyim. Bahsettiğim yazının Hürriyet’te yayınlanmasının ardından neredeyse bir yıl geçmiş olmasına rağmen, o yazıda adımın geçmesi ve 2000-2002 arasında Katolik bir Levanten aile hakkında yaptığım araştırma yüzünden meraklılar nerden başlamaları gerektiği konusunda bana hâlâ mektup gönderiyor. Bu yazıyı da bu sebeple yazıyorum; genel kaynakları ve olası yaklaşımları derli toplu bir defada, bir yerde anlatabilmek için. Hakim olabildiğim kadarıyla Türkiye’de aile tarihi araştırmaları hakkında hiçbir kaynak yok. Avrupa ve özellikle ABD’de olduğu gibi bir guide, “adım adım ailenizin tarihine doğru” el kitabı; ya da çoğunlukla yine ABD kaynaklı, son iki yüzyılın nüfus sayım bilgilerini içeren web siteleri zinhar, yok! Savaşlar, dolayısıyla göçler, mübadele, siyasi kararların sonucu toplu yer değiştirmeler sonunda Türkiye, bireyleri için hafızasında çok az bilgi barındıran bir ülke. Oysa “aidiyet” insanlar için çoğunlukla farkında olmadığımız bir biçimde epey kuvvetli bir duygu. Bir yere, topluluğa ve zamana ait olma/olabilme, kişilerin kendilerini tanımlamalarında ve konumlandırmalarında önemli bir veri. Ait olma/olamama durumu Cumhuriyet başlığı altında son seksen beş yıldır açıklanıyorsa da; bunun öncesine dair duyulan merak aslında yıllardır süregelen bir tartışmayı da kendiliğinden hükümsüz kılıyor: Cumhuriyet Türkiye’sini Osmanlı’dan ne kadar ayrı tutabiliriz? Kurumlar (kısmen), politikalar ve anlayışın dışında, sonuç olarak Osmanlı Devleti, bizim ailelerimizin geçmişini barındıran bir süreci de kapsıyor. Türkiye’de yaşayan hemen herkesin ömründe en az bir defa mutlaka yaşadığı ya da şahit olduğu “memleket nere” ile başlayan diyaloğun devamı çeşitli şekillerde gelişebiliyor: -İstanbul -Yerlisi mi? -Arnavut’um ben. Ya da -Annem Artvinli, babam Mardinli, ben İstanbulluyum gibi. Bir “yer’li olmak aslında oranın kültürüne dair karakteristik birtakım maddi/manevi özellikleri taşımak ya da bilmek anlamına geliyor. Bir kültüre ait olunabiliyorsa “aidiyet”le ilgili önemli bir boşluk doldurulmuş oluyor. Peki ya daha öncesi? Bu bilginin peşine düşmek birkaç nedene dayandırılabilir: Kişisel merak, hukuksal zorunluluk, tatmin olmamış aidiyet duygusu ve soyun “saray”lara dayandırılması “ihtiyacı”. Nedenler çoğaltılabilir.